21 yıldır Tepebaşı İlçesini yönetiyor. Birisi hariç her girdiği seçimi açık farkla kazanıp koltuğunu korudu...
Tepebaşı ilçe halkı kendisini 5. Kez başkan seçtiyse herhalde kaşının gözünün hatırı için değil. Yaptığı hizmetleri takdir ettiği için ayağına taş değmesin dercesine “Yoluna devam et” diyor…
Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır…
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç…
Tepebaşı ilçe halkının “Ahmet Abisi…”
Bir kere yüzünü asık görmedim…
Ne zaman karşılaşsak, nerede görsem karşımda hep gülümseyen bir yüz…
Çocukla çocuk, gençlerle genç, yaşlılarla arkadaş, ağabey oluyor…
Birileri “solcu” dese de Eskişehir’de ilk camilerin temizliğini yaptırma uygulamasını başlatan adamdır Ahmet Ataç…
Makamında oturmayı çok sevmeyen, daha çok halkla iç içe olmayı, onlarla sohbet etmeyi, dertleşmeyi, sorunlarını bizzat kendi ağızlarından dinlemeyi tercih eden, halk adamıdır…
Ne zaman makamına gitsem kapısı hep ardına kadar açıktır…
Zengin fakir, yaşlı genç, kadın erkek ayrımı yapmadan herkesi makamına kabul eden, dinleyen, sorunlarına çare olmaya çalışan gelecek kuşakların örnek alması gereken bir belediye başkanıdır…
İyi bir eş, iyi bir baba olması da en dikkat çeken özellikleri arasındadır...
Kolay kolay da sinirlenmez, tanıdık ve tanımadık bir başkası hakkında olumsuz sözler söylemez, eleştirmez, arkasından dedikodu yapmaz…
Özetle; günümüzde giderek azalan bir teknokrat siyasetçi portresidir...
“NEREDEN BILIYORSUN?”
Buraya kadar yazdıklarımı okuyanlar ya “Nereden biliyorsun. 24 saat beraber misin?” ya da “Amma da yağ çekmişsin. Bitecek bir işin mi var?” diye düşünebilirler…
Ne yağ çekiyorum ne bitecek bir işim, ne de bir talebim var…
Büyük kızım Tacettin Sarıoğlu döneminde Tepebaşı Belediyesine girdi…
20 yıla yakın Tepebaşı Belediyesinde çalışıyor…
Bir kez dahi “Ahmet Başkanım kızımı şurada görevlendirebilir misiniz? Veya şu birime şef, amir yapabilir misiniz?” diye bir talebim asla olmadı…
Ne görev verdilerse o görevi yapıyor…
Ahmet Ataç’ı Tepebaşı Belediye Başkanı olmadan öncede tanıyordum…
O yıllarda Diş Hekimleri Odası Başkanı idi…
O nedenle kendisini yakından tanıyorum...
35 yıl önce tanıdığım Ahmet Ataç ile bugünkü Ahmet Ataç arasında yaş hariç hiçbir fark yok…
Yani, bir kez daha vurgulamam gerekirse tükenmeye yüz tutmuş bir siyasetçinin aydınlık bir figürüdür...
“HER SEÇİMDE DAYAK YİYORLAR”
Şimdi sıkı durun!
35 yıldır tanıdığım Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ı ilk kez bu kadar sinirli, ve agresif gördüm…
Geçtiğimiz gün ES TV’ye konuk oldu…
ES TV’nin başarılı programcıları Tarkan Demir ve Burcu Bilgiç’in konuğu oldu... Onların sorularını itidalle (soğukkanlı-ılımlı) yanıtlayan Ataç, yönettiği belediye, kendisi ve eşi hakkında çıkartılan asılsız iddialara sessiz kalamadı...
Son derece kızgındı...
Kızmakta da haklı…
Atılan iftiraların muhatabı ben olsaydım şüphesiz bende aynı tepkiyi verirdim…
"Benimle ve belediyemle ilgili dedikodu yayıyorlar. Sağlığımı, ailemi hedef alıyorlar. Bildikleri varsa gelsinler konuşalım, mert olsunlar!" diyerek hakkında yapılan iddialara yanıt veren Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, o iddiaları da şöyle yanıtladı:
"Biliyorsunuz, bir denetim geçirdik. Bu denetimin öncesinde de sonrasında da benimle ve belediyemle ilgili bir sürü dedikodu yaymaya çalışıyor insanlar. Öncelikle benim sağlığımla uğraşıyorlar. Geçen gün birisi telefon etti, 'Geçmiş olsun' dedi. 'Ne oldu?' dedim. 'Hastaymışsın' dedi. 'Buradaki AKP’liler söylüyor' dedi. Bir de eşim kaçmış, belediyeye kayyum atanacakmış. Bunları AKP’lilerin ağzından çok duyuyorum. Bildikleri varsa gelsinler konuşalım. Arkadan, geriden oynaşmayın. Mert olun, doğru olun. Ağızlarını tutsunlar arkadaşlar. Bizim dürüstlüğümüzle, namusumuzla ilgili kimse laf edemez, alınlarını karışlarım! Gelsinler, bu bileği büksünler! Her seçimde dayak yiyorlar. Her seçimde Eskişehir halkı şamarı basıyor bunlara. Beni böyle alt edemiyorlar, dedikodu bunlar. Erkek diye geziyor bunlar! Bunu bütün Eskişehir halkı bilsin, bunları lanetlesinler..."
* * *
Hepimiz namusumuz, şerefimiz için yaşarız…
Bu değerlerimizden asla ödün vermeyiz…
Hastalık her insana mahsus…
Ancak tedavi olur iyileşiriz…
Ahmet Ataç’ı en son yaklaşık 8 Şubatta yaptığımız küçük kızım Melisa’nın düğününde gördüm. Nikah şahidi olmuştu...
Gerek nikah öncesi gerekse nikah sonrası yaptığımız sohbette gayet de sağlıklı ve dinç gördüm…
Hatta bizim düğünden sonra aynı gece iki ayrı davete daha katılmış…
Unutulmasın bu tür asılsız dedikodular, yapılanı değil yapanı daha çok yıpratır…
Dedikoduyu meslek edinenler, genellikle yaşam ile bağları zayıf veya belirli bir meşguliyeti olmayan, kendilerini oyalayacak iş arayan, herhangi bir işi doğru düzgün yapamayan insanlar…
Yani bu insanlar hayatla barışık değillerdir...
Özellikle toplumda saygın ve dürüst olan insanların başarılarını, özgürlüklerini ve diğer üstün yanlarını kıskanırlar...
Diğerleri hakkında yaptıkları dedikodu sayesinde bu kişiler kendilerine çevreden yoğun ilgi olacağını ya da aranan kişi olacaklarını düşünürler...
* * *
Dedikoduyu meslek edinenlere çok bilinen şu aforizma ne kadar da yakışıyor:
“Büyük insanlar fikirleri, ortalama insanlar olayları, küçük insanlar ise başkalarını konuşur...”
* * *
Dedikodu yapan yalan söyler. Bu değişmez bir gerçektir. Dedikodu yaparken birçok vaka, olay ya da kişiler müspet veya menfi olduğundan daha abartılı anlatılır. Yalanı, dedikoduyu meslek edinmiş bir yalancı da hayatta hiçbir zaman mutlu olamaz çünkü her zaman bir boşluğu doldurmakla görevli hisseder kendini...
Dedikodusu yapılan insanlar ise daima sizin önünüzde olduğu için daha mutludurlar. Onların yarım yamalak gerçek dışı yalanlardan oluşan övgülere de ihtiyaçları yoktur…
* * *