Hayatta bazen unuttuğumuz ama zamanı geldiğinde bize kendini hatırlatan bazı hakikatler vardır. İyilik de onlardan biridir. İnsan gençken, güçlü ve sağlıklıyken, yaptığı iyiliklerin bir gün kendisine döneceğini pek düşünmez. Oysa zaman ilerledikçe ektiğimiz iyilik tohumlarının nasıl yeşerdiğini fark ederiz.
Uzak bir köyde, ömrünü iyilik yaparak geçirmiş yaşlı bir adam yaşıyordu. Gençliğinde darda kalanların elinden tutmuş, aç olanı doyurmuş, kimsesizlere yoldaş olmuştu. Ancak yıllar akıp geçmiş, eski dostları birer birer göçmüştü, geriye sadece bir avuç insan kalmıştı. Nihayet bir gün o da hastalandı. Yatağa düşmesine rağmen kapısını çalan, halini hatırını soran kimse olmamıştı. Derken, köyün gençlerinden biri bu durumu fark etti. İçinde bir huzursuzluk hissetti ve yaşlı adama yemek götürmeye başladı. Onunla sohbet etti, yalnızlığını paylaştı. Adamın gözleri her ziyarette, duyduğu memnuniyetten biraz daha parlıyordu. Bir gün, titrek sesiyle genç adama şöyle dedi: “Evladım, biliyor musun, gençliğimde ben de yaşlılara böyle yardım ederdim. Şimdi anlıyorum ki, insan dünyada yaptığı iyiliğin karşılığını mutlaka görür. Allah senden razı olsun, sen benim geçmişte yaptığım iyiliklerin bir meyvesisin.” Bu sözler, genci derinden etkiledi. İnsan, bazen umutsuzluğa kapılsa da yaptığı hiçbir iyiliğin boşa gitmediğini bilmeli. Çünkü iyilik, bir tohum gibi ekilir ve zamanı gelince yeşerir. Bugün uzattığınız bir el, yarın size uzanan bir el olabilir. Unutmayalım ki; dünya fani, insanlar geçici ama iyilikler kalıcıdır. Çünkü iyilik, insanın ardında bıraktığı en güzel mirastır. Bugün büyüklerine sahip çıkan, yarın kendisi yaşlandığında sahip çıkılacak bir kişi olacaktır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar” (Tirmizî, Birr, 75).
Ramazan ayı sadece aç kalarak oruç tutulan bir ay değildir. Ramazan, insanın ruhunu tazelemesi, geçmişiyle ve sevdikleriyle bağlarını güçlendirmesi için bir fırsattır. Peki, bu mübarek iklimde, büyüklerimize vefamız ne durumdadır? Belki de en son ne zaman ellerini öptüğümüzü, ne zaman gözlerinin içine sevgiyle baktığımızı bile hatırlamıyoruz. Ama unutmayalım, bir gün biz de yaşlanacağız ve o ilgiye, o vefaya muhtaç olacağız. Yaşlılarımız, bizim yaşayan tarihlerimizdir. Onların dizinin dibine oturmak, hatıralarını dinlemek, dualarını almak bizim için bir lütuf değil midir? Onların anlattığı eski bayramlar, yokluk ve sıkıntı zamanları, vefanın ve sadakatin nasıl yaşandığını gösteren en kıymetli derslerdir. Ama biz o dersleri alıyor muyuz, yoksa modern hayatın temposu içinde büyüklerimizi unutuyor muyuz? Bir gün onlar aramızdan ayrıldığında, geriye sadece hatıraları kalacak. Unutmayalım ki, hatıraları yâd etmek vicdanı hiçbir zaman rahatlatmaz. Büyüklerimize karşı gösterilmeyen vefa, beraberinde pişmanlıkları getirecektir. Bugün hâlâ bir şeyler yapabiliriz. Bir telefon açabilir, onları ziyaret edebiliriz. Onlara sadece dinleyici olmak bile bazen en büyük iyilik olabilir.
Bu Ramazan, vefayı sadece hatırlamakla yetinmeyelim. Onu yaşayalım, yaşatalım. Çünkü vefa, insanın vicdanıyla yaşadığı en büyük sınavdır. Ve unutmayalım ki, vefa gösteren, vefa bulur…
Muhammed Ali YAVUZ
Vaiz
MEAL OKUYORUM
Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
(Şuarâ, 26/182-183)
GÜNÜN DUASI
Allah’ım! Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelebilecek her türlü bela ve musibete karşı) muhafaza eyle. Altımdan kahrına uğramaktan (depremden) senin azametine sığınırım.” (Ebû Davud, Edeb, 110; İbn Mâce, Dua, 14)
HER GÜNE BİR HADİS
“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu zor durumda yüzüstü bırakmaz…”
(Tirmizî, Birr, 18)
BİR SORU-BİR CEVAP
Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir
(Fetvalar,DİB Yay.syf.239)