14 Şubat 2020 00:36
-A +A
Özcan Türkmen

Özcan Türkmen

SEVGİNİN YÜKÜ AĞIR MI

Bizim kuşak, Sevgililer Gününü yaşına göre geç öğrendi. Sevgililer Günü, ülkemizde iki binli yılların başında popüler olmaya başladı. Sevgililer Günü, her yıl Şubat ayının on dördünde milattan sonra ilk yüzyıllardan beri dünyanın değişik ülkelerinde kutlanıyor. Günün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze gelen çeşitli efsane ve hikâyeler var. Neredeyse herkes her yıl bugün sevgililerine veya eşlerine günün ruhu ile bütünleşen hediyeler veriyor.
Basındaki bir bilgiye göre bu yıl ‘14 Şubat Sevgililer Günü için beklenen alışveriş 25 milyar TL. Yaklaşık 3 milyarı kredi kartından olmak üzere 1,5 buçuk milyon çiçek gönderimi olacak.’
Bugün, bazılarına göre ‘kapitalist sistemin bir oyunu’, bazılarına göre ‘sevgiyi göstermek için en özel gün’, bazılarına göre de ‘sıradan bir gün’. Elbet bu güne başka anlamlar da yükleyenler de vardır.
Sevgililer gününün tüketim çılgınlığını, ne zaman nerede kimlerle ilk nasıl kullanıldığını bir kenara bırakıyorum. Madem günümüzde kullanılıyor konuyla ilgili ben de fikrimi açıklayacağım. Benim gibi düşünenlerin çokluğunu da biliyorum.
Senede bir gün sevmenin, anlamı ve değeri yok. Göstermelik hediyeyle gün kutlamanın hiç anlamı ve değeri yok. Hediyemiz bugün ve her gün olsun; hediyemiz sevgi sözü, sevgi davranışı olsun.
Sevgi, hayatımızın her anında var. Yediklerimize sevgi, kullandıklarımıza sevgi, yaşanan yere sevgi, vatana - millete sevgi. Her şeye sevgi ama insana sevgi olmadan bunların hiçbir anlamı ve değeri yok.
Evet, yollar her gün sevgiye çıksın hayırlısıyla. Sevginin eksikliğini hissedenlerin ihtiyaçları hemen seve seve giderilsin.
İnsanı seveceğiz her şeyden önce. Şairin dediği gibi işte:
‘Sahte dostlar, dost görünen düşmanlar
bütün ömrünü yaksa da insanlar
insanları seveceksin.’
Karşılıksız da olsa seveceğiz.
Sevmek kolay. Sevmek parasız.
Sevemez olduk neredeyse. N’oldu bize. Neyin sevgisini kaybettik; nelerin sevgisi azalıyor, tüketilecek sırada hangi sevgiler var.Sevgisizlik tak etti cana.
Sevgisiz yaşanmaz, yaşananın hazzına varılmaz ki.Herkesi sevelim. Bizi seveni daha çok sevelim. Sevdikçe sevileceğimizi unutmayalım. Sevgisizliğin kişiye verilecek en büyük ceza olduğunu unutmayalım. Sevginin bedelinin yine sevgi olduğunu unutmayalım.Sevginin yükünün ağırlığının bizi olgunlaştırdığını unutmayalım. Sevginin her zoru kolaylaştırdığını iyi bilelim.
Sevdiğimize hediyemizi de alalım bugün. Alalım ama hadi bugün bir öksüz,bir yetim başı okşayalım. Hadi bugün özellikle bir fakir çocuk giydirelim. Hadi bugün bir büyüğün elini öpelim. Hadi bugün aranıp sorulmayanları arayıp soralım. Hadi bugün daha çok sevebilmek için kendimizi sevelim.
Bunların hiçbirine gücümüz yetmiyorsa sevgi sözlerini haykıralım evrene.
Birbirimizi sevmemiz gerek ama bu, yetmez. Sevdiğimizi iyi bilmemiz ve bildirmemiz gerek. Evet, aynı aşağıdaki kıssa gibi:
“Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır,arkadaş olurlar; arkadaşlık zamanla dostluğa dönüşür. Gel zaman git zaman çiçek, suya âşık olur. İlk kez âşık olan çiçek, etrafa kokular saçar. ‘Sırf senin hatırın için ey su.’der durur.Zamanla içten içe su da çiçeğe güzel duygular besler.
Çiçek, ‘Acaba su beni seviyor mu?’ diye düşünür durur. Çünkü su, çiçeğinki gibi ilgilenmez çiçekle. Çiçek suya ‘Seni seviyorum.’ der. Su, ‘Ben de seni seviyorum.’ der. Bu hâl, böyle, aradan geçen her gün, her ay, her yıl devam eder. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler. Artık öyle bir hale gelir ki koku saçamaz etrafa. Suya son defa‘Seni seviyorum.’ der. Su da ona ‘Söyledim ya ben de seni seviyorum.’ der. Gün gelir çiçek yataklara düşer. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır. Su da başında bekler durur çiçeğin.Yardımcı olmak ister sevdiğine. Bellidir ki artık çiçek ölecektir. Son kez mecalsizce başını döndürür ve suya seslenir: ‘Seni ben, gerçekten seviyorum.’
Çok hüzünlenir su, bu durumda. Son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye. Doktor gelir, muayene eder çiçeği ve şöyle der:‘Hastanın durumu ümitsiz; elimizden bir şey gelmez.’
Su, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalığı bilmek ister. Doktora sorar. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: ‘Çiçeğin bir hastalığı yok aslında. Sadece susuz kalmış’ der.
Geç de olsa anlamıştır artık su, sevgiliye sadece seni seviyorum, demenin yetmediğini. Vermenin, bir şeyler vermenin gereğini.”

Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Sayfalar
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...

Eskişehir Yenigün GazetesiHaber Yazılımı Haber Scripti